Kadı Karakuş Hikayeleri

Kadı Karakuş Hikayeleri

Dilimize bir takım yabancı kelimelerden başka öyle bir takım tabirler girmiştir ki, bunların nereden geldiklerini, asıllarının ne olduğunu öğrenmek isteyenler bazen çözümsüz bir şekilde kalırlar. Halbuki asıllarını bilmediğimiz bu terimlerin altında çoğu zaman bir hikâye, hem de bazen oldukça hoş bir hikâye yatmaktadır. Dilimizdeki ” Karakuşî ” terimi de bunlardan biridir. Neden bir takım manasız ve mantıksız hükümlere Karakuşi diyoruz? Karakuşi hükümler (Karakuşvari hükümler) nedir, Karakuş kimdir ki bu saçmalıklar hep ona atfedilir ?

Emir Bahaeddin Karakuş

Karakuşi Kadı ‘nın, bir zaman yaşamış, acayip hükümler veren bir adam olduğu söylenir. Bir zamanlar yazılmış olan eski bir kitapta ( Nevadirü’z-Zürefa ) Karakuş olduğu gibi ve bütün hikâyeleriyle karşımıza çıkıyor, ismi dilimizde hala yaşamaya devam eden Karakuş’u merak edenler için burada onu anlatmak istiyorum.

Karakuş bir Arap veziriydi. Onun acayip ve gülünç ve çoğu bel altı hikayeleri meşhur Arap müellifi Hafız imam Süyuti’nin yazdığı bir risalede ilk defa okunmuştur. Bu risale ortaya çıkınca herkesin pek hoşuna gitmiş ve dostları imam Süyuti’ye Hicri 899 (M. 1493) senesinde Kahire’de Tulun camisinde ders verirken risalesinde adı geçen Emir Bahaeddin Karakuş’un ve ona mal edilen hikâyelerin aslı olup olmadığını sormuşlar. İmam Süyuti de cevap olarak şöyle demiş:

— Bunlar büsbütün asılsız şeyler değildir. Muhammed bin Segri’n – Naşıii, kitabında Emir Bahaeddin Karakuş’un Mısır Sultam Salahaddin Yusuf bin Eyyub’ un veziri olduğunu söyler. Emir Bahaeddin Karakuş, Kahire’de Hâkimi Camii’ nin yanındaki “Elsahip” adlı meşhur caddenin sahibiymiş. Kendisi mert, saf, vaktini hayrat ve sevap işlemekle geçirir bir zatmış. Fakat zaman zaman yaptığı dalgınlıklardan kolay uyandırılamayacağını bildiği için, her sene Sultan Salahaddin, adeti olduğu üzere, ilkbaharda Şam’a giderken dönünceye kadar saltanat işlerini yalnız ona bırakmaya cesaret edemez, oğlu ile beraber, ikisini birden kendisine vekil bırakırdı. Fakat Hicrî 561 (1165) senesinde veliahdın vefatı üzerine saltanat işlerini iki ay müddetle yalnız Karakuş’a bırakmış, o sırada yaptığı acayip icraat dolayısıyla, üzerine bir takım garip hikâyeler yazılmıştır.

Kadı Karakuşi hikâyelerinin birkaçı oldukça müstehcendir. Biz, anlatılabilecekleri buraya aldık.Emir Bahaeddin Karakuş’a atfedilen bu hikâyeler bir diğer deyişle Karakuşi fıkralar şunlardır:

Karakuş Hikayeleri

Karakuş’un her sene birçok sadaka vermek âdeti imiş. Bir sene âdet ettiği miktarda sadakasını verip tamam etmiş. Derken huzuruna fakir bir kadın çıkmış. Kocasının öldüğünden ve gömülmesi için kefen tedarik edemediğinden bahsederek bir kefen satın almak için kendisine bir miktar para vermesini rica etmiş. Karakuş bu senenin sadakası bitmiş olduğundan: “İnşallah gelecek sene gel de sana bir kefen veriri” demesi üzerine kadın hayretler içinde çıkıp gitmiş.

 

Bir gün koca sakallı iki adam Kadı Karakuş’un huzuruna gelip sakalsız bir adamdan: “Bu bizim sakalımızı yoldu” diye şikâyet etmişler. Kadı davacıların sakallarının büyüklüğünü ve şikâyet ettikleri adamda sakal olmadığını görünce: “O sizin sakalınızı yolmamış, belki siz onun sakalını yolmuşsunuzdur!” diyerek “Sakalsız adamın sakalı büyüyünceye kadar şu iki adamı hapsedin!” diye emir vermiş. Adamlar niye uğradıklarını anlamayarak dâva ettikleri adamla sulh olmaya razı olmuşlar da hapisten çıkabilmişler.

 

Bir gün bir kadın Karakuş’un huzuruna çıkıp oğlunun kendisini dinlemediğinden şikâyet etmiş. Karakuş çocuğu hapse tıkmış ve “Bir sene dolmadan çıkarmam” diye yemin etmiş. Zavallı kadın bu sefer oğlunun hapse girmesine dayanamayıp Karakuş’un yakınlarına yalvarıp yakarmış. Onlar da bir dilekçe yazdırıp içinde şart koşulmuş olan bir senenin geçtiğini yazmasını söyleyip dilekçeyi Karakuş’a vermesini ve ona yardım edeceklerini söylemişler. Kadın dediklerini aynen yapıp dilekçeyi Karakuş’a götürmüş. Karakuş, dinlemiş ve kadına: “Yalan söylüyorsun, bir senenin dolmasına daha bir gün var. Oğlunu yarın çıkarırım” demiş ve kadın da ertesi gün oğlunu alıp gitmiş.

Biliyorum Çok Sıkıcılar Ama Devam…

Bir gün Karakuş’un oğlu bin kuruşa bir katır satın alıp babasına göstermiş. Karakuş: “Pahalıdır, geri ver!” diye emretmiş. Oğlu ağlayarak yanından çıkarken hademeden biri ağlamasının sebebini sormuş. Çocuk ona olanı anlatmış ve “katır bana çok lâzım” demesi üzerine hademe çocukla beraber tekrar Karakuş’un huzuruna çıkıp, katırı niçin ret ettiğini sormuş. Karakuş, “pahalıdır” deyince hademe: “biz katırı 1000 kuruşa değil 999 kuruşa aldık” deyince Karakuş: “Öyleyse pahalı değildir” diyerek parasının verilmesini emretmiş.

Bir gün bir adam Karakuş’a gidip: “Bu adam benim kulağımı ısırdı” diyerek şikâyette bulunmuş. Karakuş ötekini dinlemiş. Herif: “Ya Emir bu adam yalancıdır. Onun kulağını ben ısırmadım. Kulağını kendisi ısırmıştır” deyince Karakuş toplantıdan kalkıp bir odaya gitmiş; orada sandalye üzerine oturup kendi kulağını ısırmağa çabalarken sandalye yuvarlanmış, üzerinden düşüp kolu kırılmış ve bu hal ile odadan çıkıp şikâyet edilen adama: “Bunun kulağını sen ısırdın ve üstelik benim kolumu da kırdın” diyerek sopa ile dövülmesini emretmiş.

 

Bir gün Karakuş’un huzuruna bir maktul adamı; katiliyle beraber getirip: “Bu adam şunu öldürdü!” demişler. Karakuş hemen kısas hükmederek katilin asılmasını emredince, kendi adamları: “Ya Emir! Bu katil sizin atlarınızın nalbandıdır, onu asarsak atlara bakacak kimse bulamayız!” demişler. Bunun üzerine Karakuş biraz düşünmüş sonra başını kaldırıp adamlarına dönerek:   “Kale kapısının yanındaki kafesçi ile bir işiniz var mıdır ?” diye sormuş “Yoktur” denince “Öyleyse nalbandın yerine onu asın” diye emretmiş.

Benzer Yazılar İçin:

1-Yaşanmış ilginç Tarihi Olaylar
2-İstanbul’daki Tarihi Ağaçlar ve Efsaneleri
3-Osmanlı’dan Bilinmeyen Hikayeler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.