İstanbul’daki Tarihi Ağaçlar ve Efsaneleri

Vakvak Ağacı Hikayesi ve Zincirli Servi Hikayesi

İstanbul’un doğal süslerinden biri olan ağaçlar, şehrin tarihine ayrı bir renk, bir özellik katar. Bu şehrin en yaşlı canlıları onlardır. Nice baharlar, kışlar yaşamış, görmediğimiz kahraman kişileri görmüş, böylelikle eski İstanbul’un vazgeçilmez birer yadigârı haline gelmişlerdir. Bu yazıda Çınar Vakası ‘nda geçen Vakvak Ağacı hikayesi gerçek mi ? Kanlı Çınar Şeceri Vakvak Ağacı ‘nın insan başı şeklinde meyve verdiğine neden inanıldı ?gibi soruların cevabı ile birlikte adalet getirdiğine inanılan Zincirli Servi Ağacı Hikayesi gibi efsanevi ağaçların hikayesi anlatılacaktır.

Vakvak Ağacı Hikayesi ( Vakayı Hayriye – Vakayı Vakvakiye )

Vakayi Hayriye veya Vakayı Vakvakiye olarak da bilinen korkunç olay, 17. yüzyıl Osmanlısında geçmiştir. 1655 yılının ortalarında bir gün, Yeniçeri ve sipahiler, ulufelerinin ödenmemesi yüzünden isyan etmişlerdi. Muazzam bir kalabalık halinde Topkapı Sarayına giden yeniçerilerin elebaşları, yapılan ayak divanında Sultan Mehmed’ in huzuruna çıkarak bazı şahısların idamını istediklerini bildirdi. İdamı istenenler arasında kendisinin de sevdiği kişiler bulunduğundan sultan yeniçerilerin isteğini kabul etmedi ve defteri vezirlerinden birinin vasıtasıyla geri yolladı.

—Kullarım bu defterde olan kişilerin katillerinden vazgeçin. Malları alınsın, kendileri sürülsün diye buyurdu. Fakat emrindeki askerler hep bir ağızdan,

—Hayır, katlolunmadıkça feragat etmeziz, seni dahi istemeziz…

diye bağırınca, çaresiz isteklerine uymak zorunda kaldı sultan. Kalem isteyerek Bostancıbaşıya, Kızlar Ağası Behram Ağa, Kapı Ağası Boşnak Ahmed Ağa, ve Koca İbrahim Ağa’nın içlerinde bulunduğu 30 kişinin öldürülmesi çin bir hatt-ı hümayun yazdı. Emir derhal yerine getirilerek boğdurulan kişilerin cesetleri saray duvarlarından dışarı atıldı.

Bu arada defterde adı geçenlerden bir kaçı Üsküdar’a kaçmışlardı. İçlerinden yalnız biri Has odabaşı yakalanarak boğduruldu. Sipahiler öldürülen şahısların başlarını keserek At Meydanı’ndaki yüce çınarın dallarına astılar.Bazı tarihçiler boğdurulanlar arasında bir de kadın olduğundan bahsederler fakat bu iddianın doğruluk payı bilinmemektedir.

Dallarında Meyve Yerine İnsan Başı Biten Kanlı Çınar (Şeceri Vakvak)…

Kanlı Çınar Vakvak Ağacı Hikayesi
Kanlı Çınar Vakvak Ağacı Hikayesi

Olay, halk arasında büyük korku yarattı. Dallarında rüzgarla birlikte insan başlarının sallandığı çınar ağacı günlerce halk tarafından korku ve heyecanla seyredildi. Olay dilden dile anlatılarak, kulaktan kulağa fısıldanarak zamanla bütün Anadolu’ya yayıldı. Çınara da dallarında meyve yerine insan başı biten efsanevi bir ağacı hatırlattığı için halk tarafından Şecer-i Vakvak  (Kanlı Çınar- Vakvak Ağacı) adı verildi ve Vakvak Ağacı hikayesi efsaneleşti.

Bu yaşlı Vakvak Ağacı ‘nın tanık olduğu başka olaylar da vardır. Sultan İbrahim’i tahttan indirmek için ayaklananlar, Sadrazam Hezarpare Ahmed Paşa ‘yı yakalayıp Vezir Sofu Mehmed Paşa ’nın konağına getirmişlerdi. Sofu Mehmed Paşa bir taraftan onu teskin ederken, öte taraftan müftüden katli için fetva aldı. Servetinin yerini öğrendikten sonra da Hezarpare Ahmed Paşa’yı boğdurttu. Cesedi At Meydanı’ndaki çınarın altına getirilerek bırakıldı. Ertesi gün bir yeniçeri “Eklem ağrılarına iyi gelir” diyerek cesedi parça parça halka sattı. Kalan parçalar toplanarak gömüldü.

1826 yılındaki büyük yeniçeri isyanında yakalanan elebaşılar Sultanahmet Camii içerisinde müezzinin kullandığı odada boğdurulduktan sonra cesetleri meşhur çınarın dallarına asılarak halka teşhir edildi. Vakvak Ağacı Hikayesi ile ilgili anlatılacak daha birçok efsane var fakat kısa kesip biraz da Çerkeş Hasan hakkında konuşalım.

Binbaşı Çerkeş Hasan Efsanesi

Çerkeş Hasan Efsanesi
Çerkeş Hasan Efsanesi

Bugünkü İstanbul Üniversitesi binasının, Beyazıt meydanına açılan cümle kapısı önünde bir dut ağacı vardı. II. Abdülhamid, saltanatının ilk yıllarında kestirilen bu yaşlı dut ağacı da bazı suçlular için sehpa vazifesi görmüş, cesetler bu ağaca asılarak teşhir edilmiştir. Bu ağaca asılanların en meşhuru Binbaşı Çerkes Hasan Bey’dir. Çerkes Hasan 1876 yılında Mithat Paşa’nın konağını tek başına basarak Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı ve Hariciye Nazırı Raşid Paşa’yı öldürmüştür.

Çerkes Hasan 1872’de kurmay çıkmış ve Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’ye yaver olarak tayin edilmiştir. Serasker Hüseyin Ayni Paşa, Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve ölümünden sonra, onun tehlikeli bir sempatizanı olarak bildiği Çerkes Hasan’ı da Bağdat’a göndererek, ondan kurtulmak istemişti. Çerkes Hasan, buna kızarak Serasker aleyhine konuşmaya başladı. Bunun üzerine tevkif edilerek hapse atıldı. Birkaç gün hapiste kaldıktan sonra yaptıklarından pişman olduğunu söyleyerek affını istedi. Talebi kabul edilerek serbest bırakılınca, hükümet erkânının o gece toplanacağı konağa giderek Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı görmesi gerektiğini söyledi. Bir şeyden şüphelenmeyen hizmetkârlar onu toplantının yapıldığı odaya aldılar.

Çerkes Hasan büyük bir soğukkanlılıkla toplantının yapıldığı odaya girdi ve tabancasını çekerek İlk hamlede Hüseyin Avni Paşa’yı delik deşik etti. Daha o günün sabahında, kendisinden af talebinde bulunan Çerkeş Hasan’ın böyle bir harekette bulunacağını hiç beklemeyen Avni Paşa boş bir çuval gibi yere yıkılıvermiş, diğer paşalar ise ihtilalcilerin baskınına uğradıklarını zannederek bitişik odaya sığınmışlardı. Gözü dönen Çerkes Haşan kapıyı kırarak Hariciye Nazırı Râşid Paşa’yı da bir kurşunda öldürdü, yaverlerden üçünü de arka arkaya vurdu. Bu arada kendisine mani olmaya çalışan Bahriye Nazırı Ahmet Paşa’yı da kama ile ağır şekilde yaraladı.

Uğursuzluk Getirir Diye Kesilen Dut Ağacı

Bir gecede aralarında nazırların da bulunduğu beş kişiyi öldüren Çerkes Hasan yakalandı ve idama mahkum oldu. Beyazıt meydanındaki dut ağacına asılarak idam edildi.

Dut ağacı II. Abdülhamid’in saltanatının ilk yıllarında kestirildi. Ağaç hakkında anlatılanları dinleyen Padişah, ağacın uğursuzluk getireceğini söylemiş ve kesilmesini emretmişti. Emir hemen yerine getirildi ve dut ağacı da tarihe karıştı.

Sümbül Efendi Türbesi ve Zincirli Servi Efsanesi

Zincirli Servi Ağacı Hikayesi
Zincirli Servi Ağacı Hikayesi

Sümbül Efendi türbesinin hemen yanında bulunan, altı-yedi asırlık Zincirli Servi ‘nin İstanbul tarihinde özel bir yeri vardır. Adı, asırlarca üzerinde taşıdığı ve kimin tarafından konulduğu bilinmeyen zincir yüzünden “Zincirli Servi” ye çıkan ağaç çok eskiden beri, İstanbullular tarafından mukaddes bilinerek ziyaret edilmiştir. Son zamanlarda çökme belirtileri gösterdiği için Zincirli Servi ‘ye büyük bir destek yapılmış, zinciri de çıkarılmıştır.

Rivayete göre, bu ağaç bir mahkemenin görevini yerine getirmekteydi. Herhangi bir suçtan zanlı olarak yakalanan şahıs, ağacın dibine getirilip bırakılırdı. Servinin üstünde bulunan zincir, getirilen şahıs gerçekten suçluysa kendiliğinden hareket ederek kişinin başına değiyordu. Masum bir insan gelince de zincirde hareket görülmemekteydi.

Sümbül Efendi Camisi İçerisinde Bulunan Çifte Sultanlar Türbesi’nin Hikayesi

Sümbül Efendi Camisi Çifte Sultanlar Türbesi
Sümbül Efendi Camisi Çifte Sultanlar Türbesi

Evliya Çelebi seyahatnamesinde Zincirli Servi ağacından bahsetmiştir. Çelebi’ye göre halk, Servi’nin zinciri düşünce kıyametin de kopacağına inanıyordu. II. Sultan Mahmud, Kerbela şehidi Hazret-i Hüseyin’in iki kızının Bizanslılar tarafından bu servinin dibinde boğdurulduğu rivayeti üzerine 1813 yılında buraya bir türbe yaptırmıştır. Efsaneye göre Hazret-i Ali’nin Bizans imparatoru tarafından esir edilen kızları Hıristiyan dinini kabule zorlanmış, düşünüp taşınmaları için de kendilerine kırk günlük bir süre verilmişti. İmparator iki kardeşi, Koca Mustafa Paşa Cami ‘nin yerinde bulunan bir binaya kapatmıştı. İmparatorun kızı sık sık onlara uğrar, teselli etmeye çalışırdı.

Kırk günlük süre sonunda iki kardeş din değiştirmeyi kabul etmedikleri için imparator tarafından Zincirli Servi ağacının dibinde öldürülmüş ve servi ağacının yanına gömülmüştür. Bu rivayeti işiten II. Mahmud, iki kardeş için bir türbe yaptırmıştır. Türbenin duvarlarını süsleyen hattat Yesarizade Mustafa İzzet Efendi de ayni şeyleri tekrarlamaktadır.

Yeniçeriler Çınarı Hikayesi

Bugün halk arasında “Çifte Sultanlar” diye bilinen bu iki kız kardeşin türbesi sık sık ziyaret edilir. Topkapı Sarayı birinci avlusunda bulunan çınar ile ilgili de bir efsane vardır. Bugün tamamen kurumuş olan bu ağaç, rivayete göre haremden kaçan bir genç kıza barınak olmuştur. Ağacın altı veya yedi asırlık olduğu kuvvetle tahmin edilmektedir. Fatih devrinde ve daha sonraları İstanbul’a gidip gelen elçiler ve yabancılar, gölgesinde yeniçerilerin dinlendiği bu ağaçtan “Yeniçeriler Çınarı” diye bahsederler.

Yine Topkapı Sarayı’nın birinci avlusunda Aya İrini Kilisesi ile Darphane arasında, bundan 100 yıl öncesine kadar yaşlı bir servi ağacı bulunmaktaydı. Birkaç asırlık olduğu tahmin edilen ağacın altında Bizans azizelerinden birinin yattığı rivayet olunduğundan ağaç Hıristiyanlar tarafından sık sık ziyaret edilirdi. Ancak sonraları servi kurumuş, bununla beraber azizenin mezarı da kaybolmuştur. Servi yıllarca azizeye bekçilik etmiş, mezarının kaybolmamasını sağlamıştır.

Gülhane Parkı’nın karşısında, yol ortasındaki çınar, birkaç asrın yükünü birden omuzlarında taşımaktadır. 400 yıllık bir geçmişi olan ağaç Sultan III. Ahmed ‘in kız kardeşi Zeynep Asıma Sultan tarafından Hicri 1183 yılında yaptırılan caminin önündeki küçük kabristan içindeyken, yolun genişletilmesiyle caddenin ortasında kalmıştır. Yol genişletilirken ağacın kesilip kesilmemesi, belediye meclisinde sert münakaşalara yol açmıştı. Müzakereler sonunda ağacın kesilmemesi kararlaştırıldı.

Gövdesinin 30 Metreyi Aştığı Rivayet Edilen Çınar Ağacı

Çok eskiden yapılan bir tamir sırasında bir işçinin çınar kovuğuna soktuğu taş, çeşitli rivayetlerin doğmasına yol açmış, taşın da ağaç gibi birkaç yüz yıllık olduğu iddia edilmiştir. Bir rivayete göre, de bu taş, bir gezintiden dönerken, Fatih’in atının bir ayak darbesiyle yerinden kopmuş ve ağacın gövdesine saplanıp kalmıştır. Şüphesiz bu rivayetin doğru olmasına imkân yoktur. Çünkü Fatih devrinden bahseden eserlerde böyle bir olaya rastlanmamıştır.

1. Mahmud, devlet işlerinden arta kalan boş zamanlarını devrin meşhur şarkılarını dinlemekle geçirir, bu işi bazen Büyükdere çayırında yapardı. Padişah, burada bulunan ve gövdesinin çevresi otuz metreyi aştığı söylenen bir çınarın gölgesinde saatlerce oturur, dinlenirdi. Rivayete göre, çınar kovuğunda bir de kahve vardı. Sonraları bu kahvede dikkatsizlik eseri çıkan bir yangın bütün ağacı kül etmiştir.

Benzer Yazılar İçin:

1-Gılgamış’ın Ölümsüzlük Arayışı
2-Tarihimizde Tuhaf Hadiseler
3-Mezardan Gelen Sesler

Bu arada Vakvak Ağacı Hikayesi ile ilgili detaylı bilgiye bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.