Değişik Hikayeler – Trajikomik Sizofren Hikayesi

Değişik Hikayeler – Trajikomik Kısa Bir Şizofren Hikayesi

Değişik Hikayeler kategorisinde bugün sizle paylaşacağım Trajikomik Kısa Bir Şizofren Hikayesi, arşivimde yer alan 1936 yılına ait Ağaç Mecmuası dergisinde okuduğum ve beğendiğim için paylaşmak istediğim rahmetli Fikret Adil’e ait kısa bir hikayedir.

Trajikomik Kısa Bir Sizofren Hikayesi

Bütün çalışmalarıma, çabalarıma rağmen yeni girdiğim gazetede kendimi göstermek için, mühim, parlak bir anket mevzu bulamıyordum. Gazetenin sahip ve müdürü, bana tahrir heyeti arasına kabul edildiğimi söylediği gün ilave etmişti: “Kendinizi gösteriniz, gazetenin satışını yükseltecek bir mevzu bulursanız aylığınız çabuk artar, hem yazılarınızı üçüncü sayfanın başına koyarım”

Değişik Hikayeler - Trajikomik Kısa Bir Sizofren Hikayesi
Değişik Hikayeler – Trajikomik Kısa Bir Sizofren Hikayesi

Zekâ ve kabiliyetimin ne derecelere kadar yüksek olduğunu ona gösterecektim ve şüphesiz daha ilk yazılarımla meşhur olacaktım. Bunun için üç gündür gözüme uyku girmiyor, arıyor, mütemadiyen arıyordum. Birçok şeyi bulamıyor değildim. Mesela: Meşhur adamlarla gidip, bilmedikleri mevzular hakkında mülakatlar yapmak. Hepsinin: “Bu benim ihtisasım değil ama bununla beraber, bence” diye cevap verecekleri muhakkaktı. Yahut, herhangi bir polise müracaat ederek: “Yerde yirmi beş kuruş buldum!” demeyi, bu yirmi beş kuruşun macerasını takip etmeyi düşünüyordum. Polis, bana: “Al, senin olsun” diyemezdi. Alıp cebine de koyamazdı. Götürüp komisere vermesi lazımdı, sonra zabıt tutulup emanet dairesine verilip kaybolan para ilan edilecekti. Kaybettim diye gelip isteyenlerin bu yirmi beş kuruşun kendilerine ait olduğunu ispat etmeleri lazımdı. Peki bunu nasıl yapabilirlerdi?

Bu mütemadi araştırmaya uykusuzluk da eklenince, sinirlerim bozulmuş ve nihayet dördüncü gece harap bitap uykuya dalmıştım. Buna uyku demek bilmem ne dereceye kadar doğru olurdu. Zira, korkunç, uyanır uyanmaz ne olduğunu hatırlayamadığım rüyalar görüyordum, hafakanlar basıyordu. Bir aralık haykırarak uyanmıştım. Karım da bu feryattan uyanmıştı, gözleri korku içinde bana: “Ne var” demişti, “Deli mi oluyorsun”? Evet belki deli oluyordum. Belki de olmuştum bile. Fakat deli olmadığımı biliyorum. Ben sadece, mesleğimde kendimi göstermek için bir mevzu arıyordum. Binaenaleyh akıllıyım.

Ağaç Dergisi - Değişik Hikayeler Kısa
Ağaç Dergisi – Değişik Hikayeler Kısa

Deliler Deli Değildir

Sevinçle yataktan fırladım. Kararımı vermiştim, mevzuum şu olacaktı:”Deliler deli delildir”.Bunu ispat edecektim. Her ne kadar, karım akıllı olduğum halde beni deli zannediyorsa da, belki de birçok deli zannedilerek tımarhaneye kapatılmış olanlar da benim gibiydiler. Benim gibi bir şey arıyorlardı, bir şey bulmaya çalışıyorlardı ve bir nokta üzerine yoğunlaştırdıkları düşünceleri yüzünden, insanlar nazarında deli gibi görünüyorlardı.

Bence sinir doktorları bunların “deli değilim” deyişlerine gülümsemişler, hiç bir yoğurtçunun yoğurdum kara demeyeceğini bildiklerinden!!. kendilerinden menkul ilimlerde bu zavallıları tımarhanelere kapatmışlardı.
Evet, ben delilerin deli olmadıklarını ispat edecektim ve bunu daha iyi yapabilmek için kendimi deli gibi göstererek tımarhaneye attıracak, anketimi yapacak, sonra deli olmadığımı açıklayarak gazeteme yazacaktım.

On üç gündür tımarhanedeyim. O gece karımın üzerine atılmış, onu boğar gibi yapmıştım. O da çığlık atmış ve komşular gelmişti. Beni karakola, oradan tımarhaneye götürmüşlerdi.

Delilerin %90’ı Deli Değil

Hakikaten düşündüklerim doğru. Tımarhanedeki delilerin hemen hemen yüzde doksanı deli değil, hepsinin kendilerine göre ayrı düşünceleri var. Mesela içlerinden birisi insanların ot yemeleri gerektiğini iddia ediyordu. Bu deliye göre, insanların uzun yaşamamalarına sebep “tabahat” denilen hadisedir. Midelerimiz yemeklerden, yağlardan yorulmaktadır. Yalnız ot yersek daha uzun ve daha rahat yaşarız. Fakat onu “insanlar hayvan değildir ki ot yesinler” diye tımarhaneye atmışlardı. Zavallı iddiasında tutturunca buna büsbütün kanaat getirmişlerdi.

Bir başka deli tarihin Hazreti Adem’den başlayıp bugüne kadar gelmesinin yanlışlığını iddia ediyor ve diyordu ki:
“Meçhulden başlayıp bir sürü hadiseleri anlatmaya kalkışmak muhakkak surette yanlışlıklara sebebiyet verir. Ben tarihi Adem’den başlatmam. Bugünden başlar, geriye giderim, bu daha mantıklıdır. Mesela, Anadolu İstiklal Harbi niçin oldu?, diye bir sual sorarım. Cevabı malum, Yunanlılar Anadoluyu almak istediler. Niçin almak istediler? Çünkü ondan evvel umumi harp olmuş, biz yenilmiştik. Niçin yenilmiştik? Çünkü… diye diye, olaydan gerçekleşme nedenine giderek hakikati bulurdum.

Yirmi gündür buradayım. Anketimi yaptım, bitirdim. Dün sabah, vizitede doktora niçin buraya geldiğimi anlattım. Notlarımı gösterdim ve artık işimin bittiğini, çıkmak istediğimi söyledim. Beni sükunetle dinledi ve:”Peki yavrum, seni çıkaralım. Yalnız evine haber verelim, yarın da muameleyi bitiririz çıkarsın!” dedi.

Birkaç Gün Daha Burada Kal

Bu sabah, karım geldi, yaşlı gözlerle: “Ne memnun oldum bilsen” dedi ve ekledi: “Artık iyileşmişsin. Yalnız hatırım için bir kaç gün daha burada kalır mısın?” diye sordu
Aklıma bin bir düşünce geldi, sordum:
—Niçin ?
—Şey… Vallahi, nasıl söyleyeyim.. Doktor…
—Ne doktoru ?
Kan başıma çıkıyordu. Karım ürkek ürkek bana bakıyordu: “Kızma canım, kızma yavrum. İstersen dur da çağırayım doktoru”

Karım, bunları söylerken ellerini ileri uzatmış, geri geri yürüyerek kapıya yaklaşmıştı. Bir hamlede çıktı, arkasından kapıyı kapattı. Dışarıdan onun hıçkırıklarını duyuyordum. Birdenbire hakikati kavramıştım. Bana inanmıyorlardı. Evet, inanmıyorlardı… Koştum, kapıya baktım. Kilitlenmişti, dışarıdan bir mırıltı duydum. Kulağımı dayayarak dinledim. Karım soruyordu:
—Ne kadar sürer hastalık doktor? Ne zaman iyileşir? Ne yapmam gerekiyor?
—Merak etmeyiniz, bir şey degil. Sadece fazla yorgunluktan mütevellit bir fikri sabit.Buna Anketomanya demek daha doğru olur. Böyle bir hastalık henüz yoktur. Bunu ilk defa benim keşfetmiş olduğumu iftiharla söyleyebilirim. Eşiniz bu hastalığa yakalanan ilk kişidir.

Daha fazla dinleyemedim. Haykırmak, bağırmak lüzumsuzdu Bu, beni büsbütün deli zannetmelerine yardım edecekti. On beş senedir tımarhanedeyim. Notlarımı almakta devam ediyorum. Gayet sakinim. Elbet bir gün buradan çıkacağım ve muhakkak delilerin deli olmadıklarını ispat edeceğim.

Değişik Hikayeler Kategorisinde okuduğunuz Deliler Deli Değildir adlı Trajikomik Kısa Bir Şizofren Hikayesi hoşunuza gittiyse bu yazıları da okuyabilirsiniz:

1-Değişik Bir Aşk Hikayesi – En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri
2-Aşk Hikayeleri
3-Değişik Bir Ayrılık Hikayesi – En Acıklı Aşk Hikayeleri

Fikret Adil ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.