Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Mektupları

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazdığı Mektuplar

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazdığı Mektuplar

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazdığı Mektuplar… 3 mart 1924’te halifeliğin kaldırılması üzerine, son halife Abdülmecid Efendinin yurt dışına çıkarılmasına karar verilmişti. Bu kararın Abdülmecid Efendi’ye bildirilmesiyle, onu yurt dışına çıkaracak trenin hareketi arasında birkaç saatlik bir zaman vardı.

Abdülmecid Efendi, halife seçilince, veliaht dairesindeki kütüphanesini Dolmabahçe Sarayına nakletmişti. Bu kütüphanede çok değerli, çeşitli eserlerden başka, tanınmış şair ve yazarlardan, başka memleketlerdeki dostlarından gelen mektuplar da vardı.

Abdülmecid Efendi ve maiyetindeki memurlar birkaç saat içinde memleketi terk etmeye hazırlanmanın verdiği telaş içindeydiler. Bu arada masalardan, çekmecelerden çıkarılan, kağıtlar, vesikalar, mektupların bir kısmı yerlere dökülerek kaderleriyle baş başa kaldı. Bunların çoğu ayaklar altında çiğnendi. İşte Pierre Loti ve Claude Farrare’in yazdığı 15 mektup da bunlar arasındaydı. Bu mektuplar sonradan Abdülhak Şinasi Hisar‘a intikal etti. Bir müessese, değerli edibin çuvallara doldurularak bir sahafa devredilen evrakını satın almıştı. Bahsettiğimiz mektuplar bu evrak arasından çıktı.

Abdülhak Şinasi Hisar, mektupların tercümelerine de çalışmıştı. Ancak tercümeleri inceleyince bunlardan hiçbirinin kesin şeklini almadığı görüldü. Bazı cümleler değişik şekillerde birkaç türlü ifade edilmişti, üstelik üslup da ağdalıydı. Bunun üzerine, bu mektuplar, bugünkü türkçe ile yeniden tercüme edilmeye karar verildi. Bu sayımızda, Pierre Loti’ nin yazdığı mektuplardan beşini bulacaksınız.

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye İlk Mektubu

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazdığı Mektuplar

Rochefort, Mayıs 1913

Efendimiz,
Aynı posta ile Zât-ı necâbetpenâhîlerine «Turquie Agonisante» (Can Çekişen Türkiye) adlı kitabımın yeni baskısını takdim ediyorum. Korkunç mücadele nihayet bitti. Bütün kalbimle, ıstırap ve infial duyarak katıldığım bu mücadelede, yirmi defa daha fazlasını yapamadığım için müteessirim. Allaha şükürler olsun, bin bir türlü yalanla aldatılmış Fransız efkâr-ı umumiyesinde, Türkler lehine bir değişiklik meydana getirebildim. Aziz Türkiye, nihayet gene ayakta! Avrupa, şimdi «kardeş milletler» in, Bulgar ve Rumlar’ın birbirini yediğini seyrediyor!

Mektubumu yazarken, gözlerim, Zât-ı necâbetpenâhîlerinin bana göndermek lütfunda bulundukları iki şahane tabloya takılıyor. Bu iki tablodan en çok sevdiğim ve heyecanlanarak seyrettiğim, kışı hatırlatan bulutlu bir gök altındaki Sarayburnu. Bu manzarayı ben idare ettiğim geminin köşkünden tam iki kış seyrettim. Zât-ı necâbetpenâhîleri de, mahpus bulundukları saraylarında aynı manzarayı seyrediyorlardı.

Bu resmin, paha biçilmez değeri var benim için. Sadece, gerçek sanatkar ruhu taşıyan bir insanın eseri olduğu için değil, büyük bir tarihi değeri olduğu için de değil… Fakat, öylesine tatlı bir hüznü var ki… Bunu kelimelerle ifade etmeme imkân yok. Fotoğrafların da benim için tarifsiz bir değeri var; bilhassa Sultan Abdülaziz Han Hazretlerinin, kendilerini Çamlıca’daki büyük tablosunda gördüğüm haliyle tespit eden fotoğraflarına paha biçilemez. Hepsinin çerçevelerinin arkasına nereden geldiklerini yazdım, ta ki, çocuklarım nereden aldığımı unutmasın ve mukaddes bir teberru gibi saklasınlar.

Zât-ı necâbetpenâhîlerinin derin bir samimiyet ve hürmetle minnettarı olan Pierre Loti

Pierre Loti Abdülmecid Efendi’ye gönderdiği bu birinci mektuptan sonra ve ikinci mektubunu göndermeden evvel, bu iki mektup arasında, 11 ağustos 1913 te İstanbul’a gelmişti. Ağustosun 15’inde şerefine Tarabya’ da Summer Palas Oteli’nin terasında ramazan münasebetiyle, bir iftar ziyafeti vermişti. O ziyafette bulunan E. T. Til, intibalarını karşı sayfada yayınladığımız makale ile belirtmişti.

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye 2. Mektubu

Hendaye, 14 Ekim 1913
Efendimiz,
Fransa’ya dönüşümde karşılaştığım bin türlü endişe, beni hummalar içinde bıraktı. Bir siyasî parti, harp limanı halinde doğduğum şehri mahvetmek istiyordu. Bunu önleyebilmek için, kendi memleketimin hükümetine karşı amansız bir mücadeleye giriştim. Zât-ı necâbetpenâhîlerine yazamayışımın sebebi budur. Efendimizden beni af buyurmalarını istirham ediyorum.

Bizzat gelerek veda edememek beni ne kadar üzdüyse, Çamlıca’dan dönüşümde bulduğum telgrafınız da o kadar mütehassis etti. Hepsi benim yüzümden oldu. En iptidai bir nezaket kaidesine uyarak önceden yazıp ziyaret müsaadesi isteyebilirdim. Ancak ne yazık ki, vapurumun hareket tarihinde yanılmıştım. Tahminimden üç gün önce yola çıkmak mecburiyetinde kalınca, son günlerimin bütün programı altüst oldu.

Zat-ı necabetpenahilerinin gösterdikleri müşfik kabulleri ve iltifatlarının benim için ne derece değerli ve unutulmaz bir hatıra olduğunu şimdiye kadar arz edemediğim için çok üzgünüm. Oğlum da en içten tazim ve minnetlerinin Zat-ı necâbetpenâhîlerine iletilmesi hususunda bana katılıyor.

Lütuf buyurduğunuz güzel albümdeki senfonik sayfayı piyano ile çaldım. Dinleyenler de benim kadar hayran kaldılar. Zât-ı necâbetpenâhîlerinin Paris’te sergilemek istedikleri tabloyu unutmuş değilim. 1 ocakta büyük jüri teşekkül eder etmez lazım gelen tedbirleri hemen alacak ve gerekli bütün bilgileri Zât-ı necâbetpenâhîlerine severek arz edeceğim.

Efendimizin en derin hürmetle tazimkarı Pierre Loti

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazdığı 3. Mektup

Rochefort 19 Şubat
Efendimiz,
Tablo konusunda Zât-ı necâbetpenâhîlerine yazmakta çok geciktim. Bunun sebebi, bu kış, şahsi dertlerimle fazlaca uğraşmam değil, fakat tablonun teşhir edileceği salon üzerinde tereddüt etmem oldu. Paris’ten bu sabah geldim. Kanaatimce Champs – Elysöes’deki Grand Palais (Fransız sanatkarlarının teşhir salonu) bu iş için en uygunu. Ama orada da başka yerlerde olduğu gibi çok çeşitli müşküllerle karşı karşıyayız.

Bir defa tablonun kesin olarak 9 mart ile 13 mart arasında teslimi şarttır. 9′ dan önce ve 13’ten sonra asla kabul edilmez. Tabloyu götürecek şahsın aynı zamanda ilişikte takdim ettiğim kağıdı da doldurması lazım. Bu kağıt tablo sahibi tarafından imzalanacak ve tablonun tesliminde bir makbuz alınacaktır. Ben Paris’te oturmadığım için öyle sanıyorum ki, en iyisi, tabloyu Türk sefaretine göndermek ve Rifat Paşa’ dan gereğinin yapılmasını rica etmektir. Bundan sonra ben, kendilerine bu konuda gerekli bilgiyi verecek birini emirlerine tahsis edebilirim.

Tablo, Grand Palais’ye geldikten sonra, korkunç bir jüriden geçecektir. Her yıl bu sıralarda ne müthiş entrikalar döndüğü tasavvur edilemez. Ancak ben, lazım gelen kimselere geniş ölçüde tesir edebileceğimi ve bunda muvaffak olacağımı sanıyorum. Daha şimdiden bu konuda Cumhurbaşkanı ve Mme. Poincard ile görüştüm.

Diğer hususlar şunlardır: Tablo, çerçeve dahil, altı metreyi geçmeyecek, çerçeve genişliğinin de 30 cm.’den fazla olmaması lazım. Korkarım ki, Çamlıca’da gördüğüm güzel çerçeve 30 cm.’den daha kalındı.

Zât-ı necâbetpenâhîlerinin tensip edip etmeyeceğini bilmediğim için, bu konuda Rifat Paşa’ya bir şey söylemedim. Onu uygun görmezseniz Paris’te bu işi yapacak başka dostlar bulabilirim. Gerekirse bu iş için nisanda Paris’e giderek o korkunç jüri ile karşılaşmakta da tereddüt etmem.

Zât-ı necâbetpenâhîlerinin mazharı muhabbetleri olan Pierre Loti

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazıdığı 4. Mektup

Hendaye, 23 Ekim 1919
Efendimiz,
Prens Dukakinzade, Zât-ı necâbetpenâhîlerinin öylesine teveccühkar ve mültefit beyanda bulunduğunu bildirdi ki, ne kadar mütehassis olduğumu hemen arz etmek istedim. Önümüzdeki ilkbaharda İstanbul’a gelmek ve orada öyle bir kabulle karşılaşmak benim için, şüphesiz ömrümün en şerefli hatırası olurdu. Ne yazık ki, böyle bir daveti kabul edememek zorunda kalacağım. Ancak bu davetin unutulmaz hatırası benimle beraber yaşayacak.

Artık, “bende”leri, her şeyden, hatta hayattan tecerrüt ettim. Ben, sevgili Şark’ın davalarının müdafaasına katılmak için yaşayanlar alemine girmiştim sanki. Artık, bu küçük hizmetimin sonuna gelmiş bulunuyorum. Hem, İstanbul’a gelecek olursam, severek yaptığım küçük hizmetlere karşılık, teşekkür beklemiş gibi olmaz mıyım?

Ancak, Zâta necâbetpenâhîleri bir gün Fransa’yı ziyaret isteğinde bulunursa, kendilerini memleketimde görmekten büyük bir zevk duyacağım. Ben, gene de haklı olduğuna inandığım dava uğruna çalışmaktayım, her an biraz daha ilerlediğimi görmekle de seviniyorum.

Zât-ı necâbetpenâhîlerinin maz- har-ı muhabbet ve iltifatları olan Pierre Loti

Pierre Loti’nin Abdülmecid Efendi’ye Yazıdığı Son Mektup

Hendaye, Eylül 1919
Efendimiz,
Zât-ı necâbetpenâhîlerinin Kontes Ostrorog vasıtasıyla bendenizlerine ilettiği duygularından öylesine mütehassis oldum ki, sonsuz minnetlerimi hemen arz etmeden edemedim.

Aziz Türkiyemiz için yaptığım küçük hizmetlerden dolayı teşekküre layık olduğumu sanmıyorum. Eğer elim, kolum bağlı olmasaydı, yüz kat daha fazlasını yapmak isterdim. Çünkü, bu benim için bir vazifeydi. Böylece hem adalete, hem de doğrudan doğruya Fransa’ya yardım ettiğime inanıyordum. Türkler’i tanıyan subay ve askerlerimizin de benimle beraber olduklarına asla şüphem yok. Haklı bir dava yüzünden uğradığım hakaret ve tehditler de bitti. Allah’a şükürler olsun ki, Fransa artık uyanacağa benziyor. Şimdi, memleketimizde esen hava, eskisine göre, çok fazla Türkler’in lehinedir.

Zât-ı necâbetpenâhîleri Türkiye’ye gelmemi arzu buyuruyorlar. Bu isteklerine candan teşekkür ederim. Ben de böyle bir seyahati gönülden isterdim. Ama ne yazık… Öyle sanıyorum ki, kader bu saadeti benden esirgeyecek ve ben sevgili İstanbul’umu bir daha göremeyeceğim.
En derin hürmetleriyle daima Efendimizin sadık bendesi olan Pierre Loti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.