Hüsrev Paşa’nın Ölümü

Hüsrev Paşa Nasıl Öldü – Osmanlı Tarihçisi Naima Anlatıyor

Hüsrev Paşa Nasıl Öldü

Hüsrev Paşa Nasıl ÖldüXVII. yüzyılın ünlü tarihçilerinden olan Naima Osmanlı İmparatorluğunun iç durumunu parça parça önümüze sermesi bakımından dikkate değer bir özellik taşımaktadır. Naima, İmparatorluğun bir köşesi olan Haleb’de doğdu. Bir başka köşesi olan Patras’da ölmek gibi bir bahta sahip olan Naima’nın gömüldüğü caminin mezarlığı zamanla yok olduğu için dünyada bir dikili taşı bile kalmamıştır. Bu sayfalarda, onun 1591 1659 yıllan arasındaki 70 yıllık hadiseleri çok tatlı, çok zarif bir şekilde anlatan 6 ciltlik tarihinden kısa tarihi bir hikaye yi okuyacaksınız.

Şah Abbas Ölüyor ve Yeni İran Şahı İbni Safi Mirza Oluyor

Şah Abbas ölmüş, torunu İbni Safi Mirza onun yerine Şah Safi adı ile tahta çıkıp Iran Şahı olmuştu. O ay cemaziyelevvel ayı idi. Başkumandan henüz Üsküdar’da iken bu haber İstanbul’a gelmişti. Hatta o zamanın tatlı sözlü şairi Nefi, Hüsrev Paşa’ya verdiği bir kasidesinde bu hadiseyi şu beyitle tabir etmişti: “Havf-ı tîğıyle diyâr-i ademe cân atdı Doymadı hamle-i pür-savletina Şâh-i Acem”

Hüsrev Paşa ile sefere giden vezirler Niğdeli Mustafa Paşa, Anadolu Beylerbeyi Çerkeş Zori Paşa, Başdefterdar Ebubekir Paşa, doğancıbaşılıktan çıkma Yeniçeri ağası Mostarlı Mustafa Paşa idi. Askerin kalabalığı öyle bir derecede idi ki, anlatılamaz.

Haccac-ı Zalim Hüsrev Paşa

Hüsrev Paşa Nasıl Öldü

Hüsrev Paşa kan akıtma ile, ölüm cezaları ile Haccac-ı Zalim gibi davranarak konak konak Karaman topraklarına yöneldi, Akşehir’e vardığı zaman o memleketin kadılarından Avni Osman Efendi‘yi şikâyetlerin şeriata uygunluğuna bakmadan yakalatıp hapsettirdi. Ama sonra salıverdi. Fakat vezirin gaddarlığının göklere yükselmesiyle zavallı kadının vehim yüzünden ödü patladı, salıverildiği gün öldü.
Yol üzerindeki kazalarda, vilayetlerde, suçlu-suçsuz herkes korkuya düşüyor, halk tabakasından, üst tabakadan kim varsa vücutları tir tir titriyordu.

Paşanın şerrinden ürkenler, kan dökmesinden korkanlar:

Gelür ol vezir i hûnl
Kılıcı elinde kanlu
Savul ey gönül yolundan
Ki yaman geliştir bu
diye nice nice sadakalar veriyorlar, hayır işliyorlardı.

Konya’ya varılıp orduy-ı hümâyun Konya çayırına indiği zaman paşayı karşılayanlar arasında Arnavut emirlerinden Durmuş Bey de vardı. Durmuş Bey Sultan Süleyman zamanından kalmış gazi bir ihtiyar kahramandı. Vaktiyle Rumeli’de mehdi diye ortaya çıkan adamı canlı canlı yakalayıp öldürtmüş, serhatlerde hayli hizmetlerde bulunmuştu. Ama, Avlonya sancağından azledilmiş Deli Yusuf Paşa ile aralarında eski bir düşmanlık vardı.

Deli Yusuf Paşa Durmuş Bey’i Gammazlıyor

Yusuf Paşa Abaza seferinde yoldaşlık kurduğu için Sadrazam Hüsrev Paşa‘nın gözüne girmiş, makbulü ve dostu olmuştu. Bu yüzden Durmuş Bey’i vezire gammazlamış, kötülemişti. Aman dinlemeyen başkumandan da Konya’da Durmuş Bey gelip kendisi ile buluştuğu zaman güya ona ikramda bulundu, bir hıl’at giydirdi. Halbuki daha önce sadrazama şikayetçiler gelmiş, Durmuş Bey’in kardeşi oğlunun birkaç kişiyi öldürüp kaçtığını söylemişler:

— Durmuş da malımızı aldı! diye dert yanmışlardı.
Sadrâzam, akşam üstü Durmuş Bey’i otağa davet etti. Para cezası denilen mal ve eşyayı sordu. Durmuş Bey:
— Devletlû, bu kadar levent asker sahibiyim. Bende akça mı kalır? Bugün gelen yarına kalmaz! dedi.
Vezir çok kızdı, gazaba geldi:
— Elbette aldığın malı bana teslim edeceksin, yoksa başını koparırım! diye bağırdı.
Durmuş Bey de kükredi:
— Bende para yoktur, ömrümü din uğruna harcadım. Ecelim gelmediyse senin beni öldürmeye kudretin olamaz. Hakkımda düşman sözü dinleyip haksız yere kanıma giriyorsun. Mahşer gününde iki elim yakandadır diye korkusuzca nice sözler söyledi,

Sadrâzam:
— Cellât! diye bağırdığı anda Durmuş Bey şehit olmaya candan razı bir şevkle durduğu yerden biraz geri çekildi:
— Bre yürü, gel! Seksen yaşıma girdim. Vücudumda kâfirlerin kılıç ve tüfeğinden yaralanmamış yerim yoktur. Senin gibi durmadan günah işleyen merhametsiz zalim zamanında sağ gezmekten, ölmek daha iyidir. Senin gibi filânın gaddar kılıcı ile şehit olmak mutluluktur! diye bağırarak vezirin yüzüne, göz göre göre bir yığın ağır küfürler savurdu.

Cellat Kılıç İle Durmuş Bey’in Başını Kesiyor

Tıynetsiz cellat yetişti, o kahraman ihtiyarın bir kılıç vuruşu ile başını vücudundan ayırdı. Bu vakada hazır bulunanlardan bazıları anlatmışlardır ki, o ihtiyarın çıplak vücudunda bulunan yaralar sayılmış, altmış tanesinin savaşlarda alınmış yaralar olduğu görülmüştür. Böyle bir yürekli yiğide kıyılmasına sebep olan Yusuf Paşa kötülenmiş, lanet olunmuş, küfür edilmiştir.

Murtaza Paşa askeri şehre hücum edip girdiler, Hüsrev Paşa sarayını kuşattılar. Hüsrev Paşa kulları da kapıda takım takım müdafaaya gayret ediyor, şiddetle dövüşüyorlardı. Murtaza Paşa ilerleme emrinde ısrar gösterince asker kapıdan girmek mümkün olmadığını görerek sarayın arkasından bir duvarı delip içeriye girdiler. Ama müdafiler de dayandılar. Şiddetli bir dövüş oldu. İki taraftan da nice kimse yere serildi.

Murtaza Paşa Hüsrev Paşa’nın Başını Almak İçin Sarayı Kuşatıyor

Murtaza Paşa dövüşün uzayıp gittiğini görünce, iş geri kalır, Hüsrev Paşa’nın kaçması veya başka türlü bir hal olması endişesi ile şehir halkına tellallar çıkartıp şöyle bağırttı:
— Başı padişahın! Malını yağma edene izin!

Halk bu haberle üşüştü, önce Hüsrev Paşa’nın kethüdası Hacı İvad Süleyman’ın menzilini yağma ettiler. Sonra saray yağmasına el koydular. O sırada Macar Ali Kethuda, Murtaza Paşa’nın huzuruna gelip eteğini öperek el kavuşturduğu sırada bir içoğlanı kılıcını çekti, Macar Ali Ağa’yı kesmek istedi. Buna Murtaza Paşa mani oldu. Hüsrev Paşa kaleden saraya top atıldığını görünce bütün ümitleri kırıldı. Etrafındakilere:
— Anlaşıldı, hal böyle. Neden dövüşüyorsunuz? Son vaktimde padişaha asi olacak değilim. Emir hakkın, ferman padişahın! dedi, taraftarlarına: “Dövüşten el çeksinler!” diye seslendirdi.

Sonra Murtaza Paşa’ya haber gönderdi:
— Gelsin, Padişahın fermanı ne ise ben itaat ederim!
Murtaza Paşa Gor adındaki celladı iki kişi ile gönderdi. Bunlar Hüsrev Paşa’nın huzuruna girdikleri zaman Paşa:
— Beni öldürmeye mi geldiniz? diye sordu.
— Hayır sultanım, Murtaza Paşa tarafından adam istemişsiniz. Onun için bizi gönderdi.
— Varın, paşaya selam eylen, gelip benimle buluşsun.
Murtaza Paşa uyanık ve tecrübeli adamdı. Bu vahşi aslanın huzuruna varıp buluşmayı uygun bulmadı. Hatt-ı şerîfi kethüdasına verip yanına silahlı bir kuvvet katarak gönderdi. Meğer Hüsrev Paşanın iç ağalarından bir grup kılıçlarını çekmişler, kapı ardına gizlenmişlerdi. Murtaza Paşa gelirse kılıç üşürüp parlayacaklardı.

Hüsrev Paşa Başını Cellatın Kemendine Teslim Ediyor

Murtaza Paşa kethüdası Hüsrev Paşa’ nın karşısına çıkarak hatta şerifi kendisine sundu. Paşa bunu okuyunca:
— İnnallah ve inna ileyhi raciyun! Emir padişahın! dedi.
Murtaza Paşa’nın huzuruna gelmemesi, onun hileli eteklerine düşmemesi karşısında arkasından atıp tuttu:
— Bre yolsuz nadan! Mademki hakkımda hat getirdin, neden bana göstermeyip dövüşe giriştin? Son zamanlarımda padişaha asi mi olsam gerek? Maazallah! El- hükmülillah! Ama inşallah sen de sağ kalacak değilsin. Bu işler üzerinde çok kimsenin başım alırlar! dedi.
Abdest aldı, namaz kılıp vasiyetini yaptı. Günahlarına tövbe etti, Allah’a döndüğünü bildirdi, başını kıbleye çevirdiği anda kendisini cellâdın kemendine teslim etti.

Günlerden cumaydı ve vakit ikindiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.