Osmanlı Döneminden İlginç Hikayeler

İlginç Hikayeler – Osmanlı Dönemi Padişah Öyküleri

ilginç hikayeler kategorisinde bugün sizinle paylaşacağımız Osmanlı Dönemi Padişah Öyküleri, tamamen yaşanmış gerçek tarihi olaylar üzerinden anlatılacaktır. Gelin şimdi İlginç Hikayeler neler birlikte bakalım

İlginç Hikayeler – Sultan Reşat’ın 5 Lira Saklama Oyunu

Sultan Reşat’ın 5 Lira Saklama Oyunu

Saray başkatibi Halit Ziya Uşaklıgil der ki: “Sultan Reşat’ın çocukça hareketleri vardı. Sarayda neşeli olduğu zamanlar, en büyük eğlencelerinden biri, odasında bir yere beş lira saklayıp, sonra bunu maiyetine aratmak ve bulana bağışlamaktı. Fakat Sultan Reşat parayı iyi saklamasını beceremez, ucu görünürdü. Arayanlar da, bunu görmüyorlarmış gibi davranıp oradan oraya saldırarak kan ter içinde kalırlar, padişah da buna katıla katıla gülerdi.

Nazardan Korkan Sultan Reşat (5. Mehmet)

Almanya’dan getirilen meşhur doktor Sultan Reşat’ı muayene ederken, vücudunun gevşek ve bitkin oluşuna hayret etti ve hayretini yanındakilere bildirdi. Sultan Reşat o sırada orada bulunan başyaveri Salih Paşa’ya “Ne diyor bu doktor” diye sordu. Salih Paşa ne desin, bir yalan uydurdu: “Şahane vücudunuzun letafetine hayran oldu doktor.” Padişahın hemen yüzü buruştu: “Ben nazardan korkarım. Söyleyin bir maşallah desin.”

Halit Ziya Uşaklıgil ve Şehzadeler

Sultan Reşat’ın Arnavutluğa kadar uzayan Rumeli seyahatinde maiyetinde bulunan, yaşlı başlı şehzadelerden biri Edirne’de saray baş katibidir. Halit Ziya (Uşaklıgil) Beye “Bu Meriç Fırat ile karışır, değil mi? Bu iki nehir nerede buluşurlar?” diye sorar. Zavallı Halit Ziya, ne desin? “Şehzade efendi hazretleri latife ediyor yahut kendini imtihana çekiyor zannında bulunmuşcasına gülüp, öyle geçiştiriyor…”

Gene Rumeli seyahatinde, İstanbul’dan sonra Çanakkale’ye çıkacakları sırada, gemide, bu sefer genç şehzadelerden biri, gene Halit Ziya Beye: «Şimdi Çanakkale boğazından çıkılınca Marmara’ya girmiş olacağız, değil mi?..”

Halit Ziya Bey, işi gene anlamamazlığa getirerek: “Evet, Selanik’ten dönüşte Çanakkale’den geçip Marmara’ya gireceğiz.» cevabını veriyor.

Hüseyin Cahid ‘in Tasaruf ile İlgili Yazısı

Hüseyin Cahid 1935’teki bir yazısında şöyle diyordu: “Benim bildiğim Anadolu çok idaresini bilen, para kıymetini iyi ölçen iktisada son derece riayet eden bir vatan köşesidir. Burada hatta zenginler evlerinde örülmüş yün çoraplar giyiyorlardı. Fakat bu adamlar biz İstanbullular gibi terziye, bakkala ve sarrafa borçlu değildirler. Burada hayat sade idi. Burada kahveciler şekersiz çayı ve kahveyi kırk paraya şekerlisini yüz paraya satıyorlardı. Bu tasarruf zihniyetinin bir millet için ne büyük bir hazine olduğunu bilelim. Çünkü Anadolu, para harcarken bizim kayıtsızlığımıza kapıldığı gün memleketin ekonomik sağlamlığından umudu kesmek icap eder..”

İlginç Hikayeler – Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa

Gazi Osman Paşa’nın Sultan Hamid’e (II. Abdülhamid) Verdiği Ders

Saltan Abdülhamid’in, bacak kadar Bendegan oğullarına bol keseden yaverlik rütbeleri verişine fena halde sinirlenen Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa nihayet dayanamayarak bir gün II. Abdülhamid’e, şöyle demişti: “Biz rütbeyi vatan uğrunda hizmet görerek kazandık. Halbuki siz, henüz ellerine silah alamayacak yaştaki çocuklara rütbeler veriyor, onları damatlığa kabul ediyorsunuz. Bu kadar kolay kazanılan rütbeden ne siz, ne de onlar bir hayır görür.”

Yunan Harbinde At Satın Alınması ve Gazi Osman

Yunan harbinde at satın alınması için yüzbin lira tahsisat ayrılmış, komisyona Gazi Osman Paşa da âza seçilmişti. Atlar alındıktan sonra kalan üç bin altın, II. Abdülhamid’in emri ile komisyon azasına dağıtılacaktı. Gazi Osman Paşa, hissesini getirdikleri vakit: “Kimin parasını, kime veriyorsunuz? Bu para milletindir. Ben bir tek kuruşunu dahi alamam!” diye hepsini reddetmiştir.

Gazi Osman Paşa’ya Hediye Edilen İçi Altın Dolu Karpuz   

Gazi Osman Paşa Romanya’da bulunduğu sırada, kendisine bir karpuz hediye etmişler. Fakat içi altın dolu bir karpuz!.. Bunu gören koca serdar: “Eyvah, demiş. Hem karpuzu berbat, hem bana fenalık etmişsiniz. Bu kadar fenalığa tahammül edemem. Bu dostluk değildir.” demiştir.

Tarihi İlginç Hikayeler -Mithat Paşa

Mithat Paşa: Meşruti Hükümet Değirmendir

Mithat Paşa Londra ‘da bulunduğu sırada bir gazetesi muhabirinin sorduğu soruyu şöyle cevaplandırmıştı:

“Benim nazarımda istipdat idaresi tıpkı iptidai bir değirmen dolabına benzer. Su değirmen dolabının üstüne çıktığı müddetçe bu dolap döner, değirmen de işler. Meşruti hükümet de bir nevi değirmendir. Fakat bu değirmenin mekanizmasını usulü ile harekete geçirerek isletmek lazımdır. Memleketimde idarenin başında bulunanlar hakkındaki temennim Allah vere da yani değirmeni, eski ve iptidai usullerle işletmeye kalkmamalarıdır.

Bundan korkuyorum. Çünkü istipdat sisteminin adamları, meşruti bir hükümetin muharrik kuvvetleri olarak iş göremezler.”

Ali Suavi’nin Hafızası

Ali Suavi dehşetli bir hafıza kuvvetine sahipti. Ramazanlarda arkadaşlarının zorlamasıyla camilerde derse çıktığı zamanlar mesela Hemzriye Kasidesi ‘ni ezberden okurdu. Bir gün kütüphanede memurdan nadir bir kitap istedi ve baştan okuduktan sonra kitabı memura geri verirken: “Aç ve dinle!…” dedi. Gerçekten de ilk sayfaları bülbül gibi ezberlemişti.

Takke Alacak Parası Olmayan Ahmet Rasim

Şapka kanunu çıktığı gün, bunca yıllık tarihçi ve yazar koca üstat Ahmet Rasim ‘in bez takke alacak parası yoktu. Çok yakın, çok eski ve bilhassa çok zengin bir arkadaşına şu sözleri gönderdi: “Sen fes devrinde de bin bir kere Avrupa’ya gittin, geldin. En az on beş, yirmi şapkan var. Kafa numaram elli yedidir. Bana onların en eskilerinden bir tanesini gönder.” Eski ve çok zengin arkadaş bu isteğe cevap bile vermedi. Ama yeni ve fakir bir arkadaşı sekiz liraya bir şapka alıp, Aka Gündüz ile ona gönderdi. ‘

Süleyman Nazif ve Güzel Kadın

Zamanının genç bir şairi, Süleyman Nazif ile Babıâli caddesinden inerken, karşıdan geçen güzel bir hanımı göstererek: “Üstat” demiş. “Onu bir iki yıl önce göremediğiniz için cidden üzülmelisiniz.” Bunun üzerine Süleyman Nazif sorar : “Niçin?” Şair cevap verir: “Çünkü, bir iki yıl önce daha genç ve güzeldi” Süleyman Nazif : Hayır, asıl onu  bir  iki yaş daha ihtiyarlamış gördüğüm için üzülüyorum.”

Lütfi Fikri Bey ‘in 1 yılda Yayımladığı 12 Gazete

İkinci Meşrutiyet Meclisi ‘nin ele avuca sığmaz muhaliflerinden Lütfi Fikri Bey, aynı zamanda pek inatçı bir gazeteci idi. ilk önce gazeteciliğe 29 Nisan 1911 günü “Tanzimat“ı yayımlamakla başladı. İki hafta sonra bu gazete Örfi İdare Kumandanlığı tarafından kapatılınca ertesi gün “Zühre” yi çıkardı. Bu da kapatılınca “Matbuat” ı çıkardı. Fakat Örfi İdare Kumandanlığı her çıkardığı gazeteyi şahsiyat yapıyor diye en çok bir aydan fazla yaşatmadığı için, Lütfi Fikri merhum işi inada bindirerek, bu kumandanlık ile bir nevi yarışa girdi ve Matbuat gazetesinden sonra 1912 Mayısına kadarki bir yıl içinde, her kapananın yerine hemen ertesi günü bir yenisini yani sıra ile: “Tazminat, Merih, Islahat, Meşrik, Tesirat, Takdirat, Teşkilat, Teminat ve Ifham”ı çıkardı…

If you like horror stories you can read scary horror stories from my other website

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.